Anasayfa » eleştiriyorum, Güncel

Kitaplarım

8 February 2015 No Comment

4 ya da 5 yaşındayımdır, 6 değil. O zamanlar hayalimde yemyeşil kırlar, huzur dolu bir ülke, şişman bir padişah, küçük bir köy, köyde sürekli gördüğüm ama asla yakalayamadığım uzun sarı dalgalı saçları olan bir kız var. Belki de şu an adını bile hatırlayamadığım, evcilik oynadığım komşunun kızıdır. Saçlarım yok, elimde omzuma dayadığım bir ucuna da bohçamı bağladığım bir sopa var. Avare avare geziyorum, arada bir de o kızı görüyorum. Çok mutluyum, tek derdim arasıra padişahın yanına gitmek ve üç beş nasihat vermek. Tek derdim. O zamanlar da padişah benim dünyamda sen ben gibi bir insan. Okumayı öğrenmeden hayallerine daldığımı hatırladığım kitaplardı Keloğlan serileri. Çocuk hem kel hem de ülkenin en güzel kızına aşık, ve sonu hep mutlu son. Nasıl bir tezat… Kitaplara dalarsan yalnız kalacağının kanıtı apaçık ortada.

Hayallere daha gerçekçi dalmaya başladım okumayı öğrendikten sonra. Gözlerimi kapattığım zaman bütün detaylarını görüp sonuna kadar hızla koşabildiğim sokaklarımız, hiç görmesem, tanışmasam da birebir gördüğüm insanlardan daha iyi tanıdığım arkadaşlarım vardı. Uğrunda birlikte savaştığımız bilyelerimiz ve bilyelerimiz için ölen Nemeçek gibi arkadaşlarımız oldu. Kitap deyip geçtiğimiz ağacın dallarında gözyaşlarına boğuldum belki daha 7-8 yaşlarımda. Öyle derin tramvalar yaşamışım ki belki de şu an gamsız olmam da bundan. Bizim de gizli kahramanlarımız oldu, ama kitaplarda. Kim derdi ki; “Portekizli ölecek Zeze” ve biz buğulu.. yalnız kalacağız. Kitaplara daldık ve bir kez daha yalnız kaldık.

Tunadan bir kuş uçtu ki… benim kalbimin de bir parçası koptu gitti. Ailemdem iyi terbiye aldığım doğru ama bir de ailesinden terbiye almaya imkanı bile olamamış Boris’in terbiyesini, ahlakını gördükçe daha bir efendi adam oldum. Ekmeğin yerden kaldırılması gerektiğini müslümanlığın gereği olarak değil de ekmeği kazanırken dökülen alın terine saygı olarak öğrendim, ama hata ettim. Herkesin bildiği kalıpların dışına çıkıp hayal dünyamdan bilgiler aldım ve gerçek Dünya’da görüş olarak paylaştım, savundum ve yine yalnız kaldım.

Yaş 10-12 oldu, ilginç işlere merak sardım UFO kitapları okudum. Anlatılanlar çok gerçek, kanıtlar dikkatin arttıkça artıyor, araştırdıkça derinleşiyor, gerçek hikayeleri okudukça daha da inandırıcı geliyor konular. İnsan kendini kaptırıyor saçma sapan yollarla uzaylılarla iletişim kurmaya çalışıyor. Camı açıp flütle “sözde” işaretler gönderiyor, sesin uzayda asla kaybolmayacağına inanıyor. Uzaylılar tarafından kaçırılıp kaçırılmadığını araştırmaya başlıyor, kanıt yok iyice kendini ezik ve “seçilmemiş-sıradan” hissediyor. Bir taraftan uykusuz ve korku dolu geceler. Tırsa tırsa okuma. Hayaller o kadar büyüyor ki gerçek dünya çok geride kalıyor, psikoloji iyice alt üst oluyor. Şimdi bakıyorum da güvendiğim uzaylılar da yok, yine yalnızız azizim, bir o kadar da Dünya’ya alışamamış…

Bir süre daha durumun ne olduğunu çözemeyip hayallere kapılmaya devam ettim. Sırtımda kamburum olsa da Esmeralda’ya aşık olabilme saadetine erişebildim, gerçekte Esmeralda yoktu. Hiç param olmasa da balonla Dünya’yı gezebildim, gerçekte sadece Amerika’ya gidebildim. Hayallerimde Ay’a ayak basabildim, gerçekte belki insanoğlu bile basamadı. Anlaşılan gerçekte olmayan her şeyi kitaplarda yaşadık, kitabı kapatınca yine bir başımıza kaldık.

Sıkıntı aslında kitapları yol boyunca yanımızda kılavuz edinmek değil, kitapların yolunda yürümekten kaynaklandı. Kitapta okuduklarıma kaptırıp yaşadığım hayatımda… Çok kitap okudum gibi bir algı da oluşmamalı, şu an kitaplığımda 120-130 kitap, belki dağılan kaybolan ya da başka yerlerde okunan 50 tane daha olsun. 22 senedir okuduğumu düşünürsek senede 8 kitap. Çok mu? Çok değil tabi ki ama çok derin bir sıkıntı daha var. Okunan kitabın defalarca tekrar okunması hastalığı. Tekrar okumak daha çok detaya takılmak, daha derin düşünmek ve hissetmek oluyor çoğu zaman. İnsan detaylara indikçe dikkatli bir şekilde verileni almaya başlıyor ve bir süre sonra huy ediniyor. Sadece huy da edinmiyor, kişilik, karakter ediniyor. Bir nevi şizofreni ama kontrol edilebilen türden.

Karakterini kitaplardaki doğru karaktere getiren insan, gerçek hayattan geri dönüşleri de kitaplardaki gibi bekliyor. Uğrunda fedakarlık yaptığı insanların kendisi için ölmese de fedakarlıkta bulunmalarını, çok çirkin olsa da prensesin ona aşık olabileceğini, hiç parası olmasa da bir balona binip bütün Dünya’yı gezip görebileceğini, koca bir orduyu yönetebileceğini dünyaları dize getirebileceğini düşünüyor insan. Martı olup Jonathan oluyorsun, kitabın sonu belli, gerçek hayatta bir bakmışsın bir kanadın zaten kırıkmış.

Olmadıkça hayal kırıklıkları, olmadıkça üzüntü, olmadıkça yalnızlık…

Yorum Yapın!

Yazıya yorum yapın ya da trackback websitenizden. Ayrıca subscribe to these comments via RSS.

Spam yapmayınız